Red Purple Black

Prof. Dr. Ahmet Yücel-Kur’an’n Anlaşılmasında Efendimiz’in Açıklamalarının Önemi

Önceki yazımızda ifade edildiği üzere Kur’ân’ı Kerîm’de hemen herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek âyetler bulunduğu gibi Hz. Peygamber açıklamadıkça doğru anlaşılamayacaklar da anlamı kapalı (mücmel) olanları da yer almaktadır. Bu sebeple Allah (c.c.), Hz. Peygamber’i kendisine vahiy yoluyla gelen âyetleri insanlara olduğu gibi iletmek (tebliğ) vazifesi yanında insanlar tarafından anlaşılamayacak âyetlerin açıklanması (teybîn) ile de görevlendirmiştir. Nitekim Kur’ân’ı Kerîm’de bazı âyetler ele aldıkları konulara kısaca temas etmek suretiyle meselenin detaylarını vermemektedir. Bu âyetleri Hz. Peygamber’in açıklama veya uygulamaları olmadan Allah’ın muradına uygun biçimde anlamak mümkün değildir. Hz. Peygamber sözleriyle bu âyetlerde yer alan konuların detaylarını öğretmiş, fiilleriyle de onların nasıl uygulanması gerektiğini göstermiştir. Böylece Resûlullah söz ve filleriyle anlamları insanlara kapalı olan bu tür âyetleri anlaşılır hale getirmiştir. Söz gelimi özellikle namaz, oruç, hac gibi ibadetleri Kur’ân’ı Kerîm’de emredildiği halde detayları ve nasıl tatbik edileceği hakkında bilgi bulunmamaktadır. Namazların rekâtları, oruçta uyulması gereken kurallar, hacda yapılacak ibadetler Kur’ân’ı Kerîm’de yer almamakta bunları Hz. Peygamber’in açıklamalarıyla anlayabilmekteyiz. Hz. Peygamber de; “Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılın”[1] , “Hacda yapacağınız ibadetleri benden öğrenin”[2] buyurmak suretiyle söz konusu emirlerden Allah’ın muradının kendi açıklama ve uygulamalarındaki gibi olduğunu ifade etmiştir.

Hz. Peygamber’in açıklamaları sadece ibadetlerle ilgili mücmel âyetlerle sınırlı değildir. “Haklı olmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın”[3] âyetinde insanı öldürmeyi haklı hale getirecek durumların neler olabileceği kapalıdır. Resûlullah, “Allah’tan başka tanrı olmadığına ve benim Allah’ın elçisi olduğuma iman eden hiçbir müslüman kişinin kanı helâl olmaz. Ancak şu üç şeyden birini yaparsa o zaman helâl olur. Adam öldürmek, evli iken zina etmek ve dinden çıkıp müslümanlardan ayrılmak”[4] hadisiyle bu âyetteki kapalılığa açıklık getirmiş ve söz konusu kapalılığı ortadan kaldırmıştır.

Hz. Peygamber’in açıklama ve uygulamaları olmasaydı, söz konusu âyetler doğru bir şekilde anlaşılamayacak ve müslümanlar arasında ihtilâfa sebep olacaktı. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm namaz ibadetinin önceki ümmetlerde de bulunduğunu fakat onu aslına uygun olarak koruyamadıklarını[5] , Mekkeli müşriklerin de Kâbe’de Allah’ın muradına uygun ibadet etmediklerini “O müşriklerin Kâbe’deki ibadetleri (salâtları) ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir”[6] âyetiyle açıklamaktadır. Bu örnekler göstermektedir ki Hz. Peygamber’in öğretip uygulamaları olmaksızın o günkü mevcut bilgilerle namaz ve diğer ibadetleri doğru olarak anlamak mümkün olmayacaktı.

Hz. Peygamber ayrıca âyetlerde geçen bazı kelimelerin hangi mânaya geldiğini açıklamış, böylece anlaşılmasındaki güçlüğü ortadan kaldırmıştır. “Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin...”[7] âyetinde geçen ‘orta namaz’ ile neyin kastedildiği açık değildir. Hz. Peygamber “Orta namaz ikindi namazıdır”[8] hadisiyle âyetteki kapalılığı ortadan kaldırmıştır. Oruç tutmak için imsak vaktini bildiren “Beyaz iplik siyah iplikten seçilinceye kadar yiyiniz, içiniz...”[9] âyetinde yer alan beyaz iplikle siyah iplikten kastedilenin gecenin siyahlığı ile gündüzün aydınlığı olduğu Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır.[10] “Tövbe edenler, hamdedenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyan müminleri müjdele!”[11] âyetinde geçen “seyahat edenler” ile oruç tutanların kastedildiği yine Resûlullah tarafından açıklanmıştır.[12] “İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür”[13] âyetinde istisnasız herkesin cehenneme gireceği belirtilmesine rağmen birçok âyette de, “Allah, inanan ve iyi işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır”[14] buyrulmaktadır. Bu ise bir çelişkiye yol açmaktadır. Hz. Peygamber “(Âyette geçen) vurud kelimesi, girmek mânasınadır. Ne iyi ne de günahkâr, cehenneme girmeyen hiç kimse kalmayacaktır. Ancak cehennem müminlere, Hz. İbrâhim’e olduğu gibi serin ve selâmet olacak, hatta cehennem ateşi onların serinliğinden dolayı feryad edecektir. Sonra Allah Teâlâ muttakileri kurtaracak, zâlimleri ise öylece diz üstü çökmüş olarak bırakacaktır”[15] hadisiyle söz konusu çelişkiyi ortadan kaldırmış ve âyetleri açıklamıştır.

 “İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar, işte güven onların hakkıdır ve onlar doğru yolu bulanlardır”[16] âyetinde yer alan ‘zulüm’ kelimesi küçüğünden büyüğüne her türlü haksızlığı içeren, dolayısıyla umumilik ifade eden bir kelimedir. Bu sebeple söz konusu âyet nâzil olduğunda sahâbe endişeye kapılmış ve “Hangimiz nefsine zulüm etmez ki?” diyerek endişelerini dile getirmişlerdir. Hz. Peygamber de; “O sizin sandığınız gibi değil, Lokman’ın oğluna ‘yavrum Allah’a şirk koşma! Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür’ hitabında geçen zulüm anlamındadır”[17] buyurarak âyette zulümle şirkin kastedildiğini açıklamıştır. Böylece Hz. Peygamber âyette yer alan ve umumilik ifade edilen zulüm kelimesinden Allah’ın muradının şirk olduğunu ortaya koymuştur.

“Leş (meyte), kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan... size haram kılındı”[18] âyetinde boğazlanmadan ölen murdar hayvanın etinin (meyte) haram olduğu umumi bir hüküm olarak ifade edilmektedir. Hz. Peygamber “Denizin suyu temiz, kendiliğinden ölmüş hayvanının eti helâldir”[19] ve “İki ölü ile iki kan bize helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan ise ciğer ve dalaktır”[20] buyurmak suretiyle söz konusu âyette geçen hükmü tahsis etmiş ve âyetteki murdar hayvanın deniz hayvanları, kanın ise ciğer ve dalak dışındakilerle ilgili olduğunu açıklamıştır.

Hz. Peygamber’in “Kadın, halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz. Bunu yaparsanız akrabalık bağlarını koparmış olursunuz”[21] hadisiyle, kendileriyle evlenilmesi haram olan kadınlar zikredildikten sonra “Bunların (yukarıda sayılanların) dışındakiler size helâl kılındı”[22] âyetindeki umumiliği tahsis etmiştir. Zira söz konusu âyette, hadiste zikredilenlerle ilgili bir yasak bulunmamaktadır. “Katil mirasçı olamaz”[23] hadisi de, konuyla ilgili “Allah, çocuklarınızın miras payı hakkında şöyle davranmanızı istiyor...”[24] âyetindeki genel ifadeyi tahsis etmektedir. Zira söz konusu âyet katil olup olmama durumlarına değinmeksizin her çocuğun mirasçı olacağını ifade etmektedir. Hadis ise bu hükmün kapsamını daraltmakta ve sadece katil olmayan çocuk için miras hakkı tanımaktadır.

Miras paylarını belirleyen âyette “Bütün bu paylar ölenin yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır”[25] buyrulmak suretiyle yapılacak vasiyet mutlak olarak zikredilmektedir. Buna göre vasiyet eden kimse malından dilediği miktar ve oranda vasiyette bulunabilir. Ancak Hz. Peygamber Sa’d b. Ebû Vakkas’a malının ancak üçte birini vasiyet edebileceğini söylemek[26] suretiyle âyetteki mutlak ifadeyi üçte birle sınırlamıştır.

Hz. Peygamber’in bazı hadisleri ise Kur’ân-ı Kerîm’deki hükümleri teyit edici mahiyettedir. Nitekim Hz. Peygamber’in “Bir müslümanın malı başkasına onun gönül hoşnutluğu olmaksızın helâl değildir”[27] anlamındaki hadisi, Kur’an’ın “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Karşılıklı rızaya dayalı ticaret olursa başka”[28] meâlindeki âyetle aynı mânayı ifade etmekte olup onu teyit edici mahiyettedir. Resûlullah’ın “Kadınların haklarına riayet konusunda Allah’tan sakının. Zira onlar sizin himayeniz altındadır.”[29] hadisi de, “Kadınlarla iyi geçinin”[30] âyetini teyit etmektedir. “İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığı, Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmak, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmak”[31] hadisi sözü edilen ibadetlerle ilgili detay bilgi vermemekte, bu ibadetlerin farz olduğunu ifade eden âyetleri desteklemektedir.

Zikredilen misallerden Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı açıklaması olmadan bazı âyetlerin doğru anlaşılamayacağı anlaşılmaktadır. Aslında Resûl-i Ekrem’in açıklama ve uygulamaları  Kur’an’ın açılımı, en yetkili tarafından yapılmış yorumu ve onun hayata geçirilmiş halidir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyet Resûlullah’a itaati ve tabi olmayı emretmekte, ona isyanı yasaklamakta ve onun örnek olduğunu belirtmektedir.[32]

 Kısaca ifade etmek gerekirse Hz. Peygamber de Kur’an’ın insanlar tarafından anlaşılmayan ve uygulamayla anlaşılabilecek noktalarını açıklamıştır. Bu durum Kur’an’ın bir kısım âyetlerinin ancak Hz. Peygamber’in açıklamalarıyla anlaşılabileceğini göstermektedir. Bu sebeple Allah, birçok âyette peygambere itaati emretmiş, ona isyanı yasaklamış ve kendisinin örnek alınması gerektiğini belirtmiştir.

 


--------------------------------------------------------------------------------

[1]       Buhârî, “Ezan”, 18.

[2]       Müslim, “Hac”, 310.

[3]      el-İsrâ, 17/33.

[4]       Nesâî, “Kasâme”, 6, 14.

[5]       Meryem 19/59.

[6]       el-Enfâl 8/35.

[7]       el-Bakara 2/283.

[8]       Tirmizî, “Tefsir”, 3.

[9]       el-Bakara 2/187.

[10]     Mülim, “Sıyâm”, 33.

[11]     et-Tevbe 9/112.

[12]     Hâkim, el-Müstedrek, II, 365.

[13]     Meryem 19/71.

[14]     el-Hac 22/14, 23; el-Ahkâf 48/12.

[15]     Ahmed b. Hanbel, III, 328-329.

[16]     el-En‘âm 6/82.

[17]     Müslim, “Îmân”, 197.

[18]     el-Mâide 5/3.

[19]     Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 41.

[20]     İbn Mâce, “Sayd”, 9.

[21]     Buhârî, “Nikâh”, 27; Müslim, “Nikâh”, 37-38.

[22]     en-Nisâ 4/24.

[23]     Ahmed b. Hanbel, I, 49.

[24]     en-Nisâ 4711.

[25]     en-Nisâ 4/11.

[26]     Müslim, “Vasiyet”, 5, 7.

[27]     Ahmed b. Hanbel, V, 72-73.

[28]     en-Nisâ 4/29.

[29]     Ahmed b. Hanbel, V, 73; İbn Mâce, “Menâsik”, 84.

[30]     en-Nisâ 4/19.

[31]     Buhârî, “Îmân”, 2; Müslim, “Îmân”, 19-22.

[32] Konuyla ilgili âyetler için bkz. Âl-i İmrân 3/31, 32; el-Mâide 5/92; el-Enfâl 8/1, 8/46; en-Nûr 24/54; el-Ahzâb 33/33; Muhammed 47/33; et-Teğâbün, 64/12; en-Nisâ 4/14,115; el-Enfâl 8/13; et-Tevbe 9/63; el-Ahzâb 33/36; el-Mücâdele 58/9.

casus telefon
casus teleon
casus telefon