Red Purple Black

Prof. Dr. Mehmet Erkal-Fıkıh

Temel Kavramlar Güncel Meseleler Kaynak Tanıtımı Şahsiyet Kıssadan Hisse Temel Kavramlar FIKIH; Tanımı, Taksimi FIKHIN sözlük anlamı; söz ve fiillerin gayelerini kavrayacak şekilde anlamak, idrak etmek demektir. Terim manası ise Hanefilere ve Şafilere göre –özde aynı fakat teferruatta farklı- iki şekilde yapılmaktadır. Hanefilere göre fıkıh; İnsanın ameli yönden lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir. Şafiilere göre ise fıkıh; Şer’î ameli hükümleri tafsîlî (ayrı ayrı) delillerine dayanarak bilmektir. Bu iki tanım -lafızları farklı olsa da- aynı manayı ifade etmektedir. Çünkü Hanefiler de buradaki “bilmek” (ma'rife) teriminden, delillerine dayanarak bilmeyi kastetmişlerdir. Tanımlardan anlaşıldığına göre fıkıh ilminin konusu iki ana bölümde ele alınmaktadır: Şeri ameli hükümler; Bunlar insan fiilleri ile ilgili bütün hükümlerdir. Buna göre insan fiilleri ile alakası olmayan Allah’ın birliği, zâtî ve sübûtî sıfatları, Peygamberlerin gönderilişi, ahiret günü ve bununla ilgili konular, kaza kader meseleleri fıkhın dışındaki ilimleri ilgilendirdiği gibi, ahlaki hükümler de fıkıh teriminin kapsamı dışındadır. Her fıkhi hükmü tafsili delillerine dayanarak bilmek; Fıkhi hükümleri tafsili delillerine dayanarak bilmek demek namaz kılmanın, oruç tutmanın, zekat vermenin, hacca gitmenin farz olduğunu, haksız yere insanların mallarını yemenin, adam öldürmenin, faizin... haram olduğunu söyleyen kimse, bunların hükümleri ile ilgili Kitap (Kur’an), Sünnet ve diğer kaynaklardaki (icmâlî delillerdeki) tek tek kaynaklarını da (tafsili delillerini de) bilmelidir. Biraz daha açarsak “ Cenab-ı Allah Kur’an’da, “namaz kılınız” diye buyuruyor. Bu emir vücub (farz) ifade eder o halde namaz kılmak farzdır. Yüce Allah, “Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyiniz…” buyuruyor. Burada nehiy haramlık ifade eder. O halde haksız yere başkasının malını almak-yemek haramdır. Demek fıkhi bir hükme varmaktır. Fıkhi hüküm: Allah’ın mükelleflerin fiilleriyle iktiza (yap, yapma), tahyîr (yapıp yapmama arasında serbest bırakma) ve vad (bir sebep şart veya maniye bağlamak) bakımından hitabıdır. Bu da Hanefilere göre 7 kısma, şafilere göre 5 kısma ayrılır. Bunlar şafilere göre sırasıyla vücub (farz), nedb (mendup), ibâha (mübah), tahrîm (haram) kerâha

 (mekruh) dur. Hanefiler bu 5 hükmü farz-vacip, haram-tahrimen mekruh, ayrımı yaparak 7 ‘ye çıkarırlar. Ayrıca sahih, fasid, batıl, gibi bütün hukuki hükümler de fıkhi hükümdür. Çünkü bunların tamamı insanların fiilleriyle ilgilidir. Fıkhı günümüz diliyle ifade edersek şöyle dememiz mümkündür; fıkıh, kişinin Allah ile, ona yaklaşmak maksadı ile yapmış olduğu fiillerle, kişinin kişi ile, kişinin toplumla ilgili bütün fiilleri içine alır. İnsanı, yaratanı ile münasebetlerini düzenleyen, onun rızasını kazanmak ve ona yakın olmak amacını güden fiil ve davranışlara ibadet denir. İbadetin farz, vacip, sünnet, mübah... gibi hükümleri fıkhın konusudur. Kişinin kişi ile ve kişinin toplumla olan münasebetleri de fıkıhda ‘muamelat’ adını alır. 19. asrın ikinci yarısından itibaren fıkhın ibadet bölümü dışındaki muamelat kısmına” İslam hukuku” adı verilmiştir. Fıkıh, önce ibadet ve muamelat diye iki bölümde incelenirken muamelat kısmında ukûbât (ceza hukuku) ve münâkahât (aile hukuku) ayrı bölümlerde incelenmiştir. Bu arada daha hicri ikinci asrın sonu ve üçüncü asrın başlarında “İslam Maliye Hukuku sahasında müstakil eserler yazılmaya başlanmıştır. Bu sahada yazılan ilk eser -yahut bize ulaşan ilk eser- Ebu Yusuf’un(v.182/798) “Kitâbu’l-Harâc) adlı eseridir. Bu eserin yazılmasından kısa bir müddet sonra, Yahya b. Âdem(v.203/818) tarafından yine “Kitâbu’l-Harâc” adıyla bir eser yazılmıştır. Ebu Ubeyd(224/838) maliye konularını geniş bir şekilde ele alan bir kitap telif etmiş ve ona “el-Emvâl” adını vermiştir. Onun talebesi İbn Zenceveyh(v.247/861) de hemen aynı konuları işlediği eserine “el-Emvâl” adını vermiştir. Daha sonraları Kudâme b. Ca'fer(v.337 h.) “Kitâbu’l-Harâc ve Sana'tu’l-Kitâbe adlı eseri kaleme almıştır. Bunları Kamu hukuku sahasındaki konuları işleyen Mâverdî ve Ferrâ’nın  “el-Ahkâmu’s-Sultâniyye” adlı eserleri takip etmiştir. Fıkhi hükümleri kaynaklarından (delillerinden) çıkararak bilen kişiye ‘fakîh’ adı verilir. Fakih aynı zamanda müctehittir. İctihâd ve istinbât melekesine sahip olmayan bir kişiye –ne kadar çok fıkhî mesele bilmiş olursa olsun- fakih denemez. Bu insanlara ancak âlim denilebilir. Bugün fıkıh ilmi üç ayrı bilim dalı olarak ele alınıp incelenmektedir: Furû’u-l Fıkh; Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kişinin Yaratanına karşı görevler, ona yaklaşmak amacı ile yapmış olduğu fiil ve hareketler (İBÂDÂT), kişinin hemcinsleri ile münasebetleri (MUÂMELÂT) ve ceza hukuku (UKÛBÂT) ile ilgili konuları içerir. Usûlü’l- fıkh; Hukuk Usulü, Hukuk Metodolojisi, Hukuk Felsefesi, Hukuk İlminin Esasları adları ile dilimize çevrilen bu ilim “müctehidi fıkhi hükmü elde etmeye ulaştıran kaideleri ve icmali delilleri bilmek veya bu kaide ve delillerdir” diye tanımlanabilir. İslam Fıkıh Tarihi, Bu üç bilim dalı hakkında –yeri geldikçe daha geniş bilgi sunmaya gayret edeceğiz. Şahsiyet (Biyografi) Hz.Peygamber’in Fıkhî Hayatı Hz.Peygamberin hayatını fıkhi yönden ele almadan önce Kur’an’da  belirtilen onun gönderiliş gayesi, görevi ve görevinin kapsamı hakkındaki bilgilerden bir özetleme yapmamız faydalı olacaktır. Hz.İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa veya imar ederken şöyle dua etmiştir; “Ey Rabbimiz, onlara içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları şirkten temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan, yalnız sensin.” (Bakara, 129). Hz.Peygamber bu ayetle ilgili olarak ‘Ben atam İbrahim’in duasının mahsulüyüm’ diye buyurmuştur. Hz.İsa, israiloğullarına şöyle hitap etmiştir; “... Ey israiloğulları, ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim.” (Saf, 6) Allah Hz.İbrahim’in duasını kabul etmiş, Hz.İsmail’in soyundan Hz.İsa’nın müjdelediği Hz.Peygamber’i göndermiştir. O her şeyden önce bir beşerdir. “De ki, ben yalnızca sizin gibi bir beşerim...” (Kehf, 110) Fakat bir peygamberdir. “Ümmilere içlerinden kendilerinde ayetlerini okuyan, onları temizleyen, kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. ...” (Cum’a, 2). Ancak O, bütün âlemlere rahmet olan bir peygamberdir.” (Enbiya, 107). Hz.Peygamber’in vazifesi cihan şumüldür. Yüce Allah şöyle buyurur; “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe, 28). Onun görevi şu ayetlerle açıkça belirtilmiştir. “Ey Peygamber, biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle bir davetci ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik. Müminlere Allah’tan büyük bir lütfa ereceklerini müjdele. Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah’a güvenip dayan. Vekil ve destek olarak Allah yeter.” (Ahzab, 45–48) Hz.Peygamber’de her beşer gibi ölümlüdür. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Maide, 144). Bu kadar kesin olan bir başka gerçek de onun son peygamber olmasıdır. “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın resülü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab, 40) Kur’an’da kendisine itaatın Allah’a itaat gibi olduğu (Nisa,80) Peygamberin, söz, fiil ve takdirinin fıkhi hükümler için delil olduğu tartışmasız kabul edilir. Bu itibarla Onun fıkhi hayatı daha da önem kazanır. Onun sireti (hayatı), sırf Allah’a yaklaşmak, O’nun rızasını kazanmak amacını güden söz ve fiillere hasredilmiş, kendisine indirilen vahye uygun kulluk ve ruhu arandırma çabası içinde geçmiştir. Hz.Peygamber birçok hadisinde manevi arınmanın önemini vurguladığı gibi maddi temizliğin de şart olduğunu bildirmiştir.(Buhari, Hayız, 1, 5, 7;Müslim, Taharet,1) Hz.Peygamberin günlük hayatında peygamberliğin ağır görevi ile şükreden bir kul olabilmenin dengelendiği görülür. Nitekim kendisinin yapıp ümmete farz olmayan bazı davranış ve ibadetleri mendub, sünnet-i müekkede, sünnet-i gayri müekkede, , müstehab kavramlarıyla ifade edilir. İslam tebliğinin gereği önce iman ve ahlak temellerinin hazırlanmasına ağırlık verilmiş, sonra ve özellikle Medine devrinde hukuki yaptırımı olan kurallar vazedilmeye başlamıştır Mesela İslam’ın doğuş yıllarında inen ayetleri incelediğimizde üç konunun iç içe işlendiğini görürüz. Allah Birdir, şeriki yoktur. Mekânın ve zamanın tek yaratıcısı odur Mekke toplumunda görülen sosyo-politik, ekonomik dengesizlik şerdir. Giderilmelidir. İnsan mesuldür; kendisinden ailesinden toplumundan mesuldür Bu mesuliyetinin şuuruna varmalı ve ona göre davranmalıdır. Hz.Peygamber Medine’ye hicret ettiğinde ilk sene ensarla muhacirini kardeş yapmış, Mescidü’n-Nebevi’yi inşa ettirmiş sonra Müslümanlar için bir pazaryeri kurdurmuş, Medine vesikasını kaleme aldırdıktan sonra mümin hayatının fıkhi yönü üzerinde gittikçe artan bir ehemmiyetle Kur’an ayetlerini vahy olarak almaya başlamıştır. Fıkhi hükümler önceleri mükelleflerde bir şuurlandırma meydana getirildikten sonra, merhale merhale işlenerek, yer yer teşvik ve korkutma ile de takviye edilip müslümanların ruhuna yerleştirilmiştir. Hz.Peygamber de –Allah’ın izni ile- hükümler koyduğu gibi, Kur’an ayetlerinin mübhemini tefsir, mücmelini tafsil, mutlakını takyid ve umumunu tahsis eden hadisleri ile tebliği hayata geçirmiştir. Hz.Peygamberin hukuk alanındaki tebliğlerinin hedefi bozuk yapının düzene konması, adalet ve maslahatın dengelenmesine dayalı bir meşruiyet anlayışı tesis etmek, insanın insan olmaktan kaynaklanan değerlerini korumak, yöneten ve yönetilenler arası ilişkilerde keyfiliği, zulmü, zorbalığı önlemek şeklinde özetlenebilir. Yine hukuk alanındaki genel çizgileri ilgâ, ibkâ, ihdâs şeklinde belirtmek mümkündür. Hz.Peygamber yapılmamasını istediği her şeyi önce kendisi yapmamıştır. O dini hükümleri –Allah’ın iradesi doğrultusunda- tedrîc (yavaş yavaş, zamanı geldiğinde), teysîr (kolaylaştırıp zorlaştırmayarak) teblîğ etmiştir.(Daha geniş bilgi için bkz. İbrahim Kafi Dönmez, Hz.Muhammed (s.a.s)(İbadet Hayatı ve Hukuk), DİA, Hz.Muhammed Maddesi). Kaynak Tanıtımı FIKIH KİTAPLARININ SİSTEMATİĞİ Fıkıh kitaplarını, yeri geldikçe bu sütunda tanıtmaya çalışacağız, ancak burada şunu hatırlamalıyız; bir çalışmanın başlangıcında önce çerçeve çizilir, çatı iskelet kurulur, sonra kavramlar verilir. Böylece o çalışmada neyin kastedildiği, bu kavramlar kullanıldığında nelerin anlatıldığı kolayca anlaşılır. Bu itibarla fıkıh kitaplarını tanıtmaya başlamadan önce bu kitapların sistematiği hakkında biraz daha geniş bilgi sunmayı uygun gördük. Hicri 2. asrın ortalarına kadar, ilmi faaliyetlerin ortak adı olup bu tarihten itibaren giderek iç ayrışmaya uğrayan fıkıh, dinin amel boyutunu ele almış, konunun metodik yönünü “usûlü’l-fıkh”a bırakmıştır. Tasnif (kitâb, bâb, fasıl) Ebu Hanife’nin girişimi ile başlar. Tertip (listeleme) onu takip eder. Fıkıh kitaplarında konu sıralamasında tam bir yeknesaklık görülmez. Buna rağmen mezhepler ibadete  öncelik vermişlerdir. Buna göre fıkıh ibâdât-muâmelât, sonra cinâyât (ukûbât) daha sonra münâkehât-mufârekât ilavesi ile ikili, üçlü, dörtlü, çoklu bölümlere ayrılmıştır. Çoklu ayırım fıkhın hukuka tekabül eden kısmında olmuştur. Mesela aile hukukunun muamelata dâhil edilip edilmemesinde tereddüt yaşanmış, bazı fıkıh kitaplarında ibadet özelliği öne çıkarılarak, ibadetlerin bittiği yerde bazılarında daha sonra ele alınmıştır. Fıkhın tematik taksiminde modern dönemde klasik dönemin izleri görülür. Hükümler ahiret işlerine ilişkin olanlar ve dünya işlerine ilişkin olanlar diye ikiye ayrılır. Birincide ibâdet, ikincide ahvâlu’ş-şahsiyye, muâmelât, ukûbât üçlü taksimi içinde işlenir. Biz burada örnek olmak üzere klasik dönemde İbn-i Rüşd’ün “Bidâyetü’l-Müctehid Nihâyetü-l Muktasıd” adlı eserinin sistematiği ile modern dönemden bir kanun kitabı olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’nin fihristini vermekle yetinecek ve Fıkıh kitaplarının tanıtımını daha sonraki yazılarımıza bırakacağız. Bidâyet-ü’l Müctehid ve Nihâyet-ü’l Muktasıd “İBADAT” 01- Tahâret : Temizlik 02- Salât : Namaz 03- Savm : Oruç 04- Zekât 05- Hâc 06- Udhiyye : Kurbanlar 07- Zekâh : Hayvan Kesimi 08- el-Hazr ve’l-ibâha : Yiyecek, içecek, giyecekler vb. 09- Sayd : Av 10- Eymân : Yeminler 11- Nezr : Adak “MUAMELAT” 12- Bey' : Alış-Veriş 13- Ribâ : Faiz 14- Sarf : Para değişimi 15- Selem : Peşin para ile veresi mal almak 16- Rehn 17- Kard : Kredi, istikraz vb. 18- Hacr : Kısıtlama 19- Muzâra'a : Zirai ortakçılık 20- Musâkât : Meyva ortakçılığı 21- Şerîke : Şirketler 22- İcâre : Kira, ücret vb. 23- Vekâlet 24- Havâle 25- Vedî'a : Emanet bırakma 26- Âriyet : İyreti alma 27- Hibe : Bağışlama 28- Vasiyyet 29- Nikâh 30- Talâk : Boşanma “UKUBAT” 31- el-Ukûbatu’ş-şer’iyye : Şer’i Cezalar 32- Haddu’z-zinâ : Zinanın Hükmü 33- Haddü’s-serika' : Hırsızlığın hükmü 34- Haddü’l-kazf : İffetli kadına iftiranın hükmü 35- Haddü şirbi’l-hamr : İçki içmenin hükmü 36- Haddü kat'ı’t-tarîk : Yol kesmenin, şakiliğinin hükmü 37- Kısâs 38- Ta’zîr : Cezalar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Mukaddime Makale-i Ûlâ İlm-i fıkhın ta’rîf ve taksîmi hakkında Makale-i Sânî Kavâid-i fıkhiyye beyanındadır Birinci Kitap Buyû’ İkinci Kitap İcârât Üçüncü Kitap Kefâlet Dördüncü Kitap Havâle Beşinci Kitap Rehn Altıncı Kitap Emânât Yedinci Kitap Hibe Sekizinci Kitap Gasp ve İtlâf Dokuzuncu Kitap Hacr, İkrâh ve Şuf’a Onuncu Kitap Şirket Onbirinci Kitap Vekâlet Onikinci Kitap Sulh ve İbrâ Onüçüncü Kitap İkrâr Ondördüncü Kitap Da’vâ Onbeşinci Kitap Beyyinât ve Tahlîf Onaltıncı Kitap Kazâ Fıkıh mirasımız incelendiğinde temel metinlerden sonra muhtasarlar (bunların özetlenmiş hali), şerhler ve haşiyelerin önemli bir yekün oluşturduğunu, ayrıca bunlara Nevazil ve FETVA literatürünün de eklendiğini görüyoruz. Temel metinler, muhtasar ve şerhlerin dil ve üslup bakımından daha üst düzeyde, fıkıh öğrencileri, hocalar ve kadılara hitap ettikleri, bir mesele hakkında farklı görüşlere yer verdikleri, ilmi kaygılar taşıyarak kaleme alındıkları görülür. Bu arada daha sade, görüşleri delillendirme ihtiyacı duymayan eserlere de rastlanır. Daha önemlisi belli dönemlerde, belli ihtiyaçların ortaya çıkardığı FETVA kitapları ve ilmihal literatürü de fıkhi açıdan incelenmeyi çokça hak eden konulardandır. Bunlardan fetva kitapları karakter, olay, soru şeklinde düzenlenen ve bir görüşle cevaplanan (müsteftî, istiftâ, müftî) olan veya olması muhtemel senaryolardan oluşurken, ilmihal kitapları, insanlara en çok gereken namaz, oruç, zekât, hac, bazen da münâkehât-müfârekât, başlıca haramlar gibi konuları işleyen eserlerdir. Bunlarda göze batan özellik daha çok halkın bilgilendirilmesinin öne alıması, delillendirilmeye çok ihtiyaç duyulmaması, ihtilaflı konulara yer verilmemesi, takva yönünün ağır basması, bazılarında faziletler, ahlaki ve imana taalluk eden konulara da yer verilmesidir.

casus telefon
casus teleon
casus telefon